CEVŞEN BİR UYDURMA! (Said Nursi ve Fethullah Gülen Yalancıları)

Deli Said’in ve Diyalogcu Fethullah’ın sünni müslümanların arasında yaygınlaştırdıkları Cevşen hiçbir sahih kaynakta yok!

Sözler ve Yeni Asya Yayınevlerince hazırlanan Cevşen-ül-Kebir’lerin takdiminde yer alan “kim bu duayı şu kadar okursa, evine hırsız girmez, evi yanmaz, hastalıklardan şifa bulur, cennetlik olur…” gibi ifadeleri buraya nakletmek istemiyoruz zaten.

Ama şunu haykırıyoruz: Cevşen Sahih Değil!

Diyalogcuların bir sembol haline getirdiği, Vatikan Katolik Kilisesi temsilcisi George Marovich’in -diyalog toplantılarında gördüğümüz kadarıyla- dilinden düşmeyen cevşen’in dinimizdeki yeri nedir sorusuna cevap arayalım.

Diyanet Ansiklopedisinin Cevşen maddesinde özetle diyor ki:
(s.462-464)

Farsça asıllı olduğu kabul edilen cevşen kelimesi sözlükte, “zırh, savaş elbisesi” anlamınagelmektedir. Terim olarak Şii kaynaklarında Ehl-i beyt tarikiyle Hz. Peygambere isnat edilip, Cevşen-i Kebir ve Cevşen-i Sağır denilen iki duanın ortak adıdır.

Cevşen-i Kebir: Anlatıldığına göre Asr-i saadette cereyan eden savaşların birinde (bir rivayette Uhud’da) muharebenin kızıştığı ve üzerindeki zırhın kendisini fazlasıyla sıktığı bir sırada, Hz.Peygamber ellerini açarak Allah’a dua etmiş, bunun üzerine gök kapıları açılarak Cebrail gelmiş ve, “Ya Resulullah, Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır” demiştir.

Olayla ilgili Şii kaynaklarına göre Allah Cevşen-i Kebiri dünyayı yaratmadan 50 bin yıl önce arşa yazmıştır. Bu duayı okuyan veya yazılı olarak üzerinde bulunduran kimse, dünyada her türlü beladan, afet, hastalık, yangın ve soygundan korunduğu gibi Allah ile kendisi arasında perde kalmaz ve bütün istekleri yerine getirilir. Cevşen-i Kebir ile Allah’a münacatta bulunan kimseye, Bedir şehidleri derecesinde 900 bin şehid sevabı verilir. Bu duayı kefeninin üzerine yazan mümin ise azap görmez.

Onu okuyan kimse, dört semavi kitabı okumuş gibi olur, her harfi için kendine Cennette iki ev ile iki zevce verilir, ayrıca insan ve cinlerden olan bütün müminlerinki kadar sevap kazanır, asla Cehenneme girmez. Cebrail, Hz.Peygamberden duayı kâfirlere öğretmemesini, sadece mümin ve takva sahibi kişilere tâlim etmesini istemiştir. Kefenlere de yazılmış, Cevşen-i Kebir özellikle Şii dünyasında oldukça rağbet görmüş, gerek müstakil olarak gerekse çeşitli dua mecmuaları içinde birçok defa basılmıştır Cevşenin Şii dünyasında bu derece rağbet görmesinde, Ehl-i beyt tarikiyle rivâyet edilmiş olmasının yanında, faziletleriyle ilgili haberlerin de büyük etkisi olmuştur.

Dua, Şia bölgelerinde özel matbaalarca kefen üzerine yazılmakta ve cenazenin kefenlenmesinde kullanılmaktadır.Cevşen-i Kebir Türkiye’deki bazı Sünni müslümanlar arasında da ilgiyle karşılanmıştır.Duayı, A. Z. Gümüşhanevi, tarikatla ilgili Mecmuatül-ahzab adlı eserinde nakletmiş, daha sonra özellikle Risale-i Nur cemaati tarafından müstakil olarak birçok defa basılmış ve Türkçe’ye de tercümeleri yapılmıştır. Ayrıca Şii kaynaklarında zikredilen metinle bu eserlerdeki metin arasında bazı eksiklik veya fazlalıklar göze çarpmaktadır.

Cevşen-i Kebir diye bilinen ve Musa el-Kazımdan itibaren imamlar yoluyla Hz. Peygambere nispet edilmiş bir hadis olarak rivayet edilen, yaklaşık 15 sayfalık metnin sahih olması mümkün görünmemektedir. Zira bu metin, bilinen bir olayı, bir kıssayı veya tarihi bir vakayı anlatan,hafızada tutulması kolay metinlerden farklı olarak, her kelime ve cümlesinin büyük bir titizlikle raptedilip tekrarlanması, Hz. Peygamberden alınıp rivayet edilmesi imkansız denecek kadar güçtür.

Duanın Sünni hadis mecmualarında yer almaması, ayrıca Şii hadis külliyatının ana kaynağı durumundaki Kütüb-i erbeada da bulunmaması, sadece dua mecmuaları gibi ikinci derecede kitaplarda mevcut olması da bu görüşü desteklemektedir.

Sonuç:
Cevşen, Kaynaksız Mesnetsiz Şii Duasıdır.

Fazileti hakkında söylenenler uydurmadır.

Bu uydurma metni sünni müslümanlar arasında yaygınlaştıran “Risale-i Nur Cemaatleri” (nurculuğun pekçok kolları olduğu gerçeğini hesaba katarsak) olmuştur.

Said Nursi’nin cevşen hakkındaki saçmalıklarını buradan okuyabilirsiniz:
Şuâlar, 484, Onbeşinci Şua/Elhüccetü’z-Zehra/Üçüncü Medrese-i Yûsufiye’nin Tek Bir Dersinin Üçüncü Kısmı/Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci Küllî Şehadetler

fetullah!

Cevşen, Efendimiz’e ilham veya vahiy yoluyla gelmiş, ama Ehl-i Sünnetin hiçbir muhaddisi oralı olmamış öyle mi? Efendimize gelen ilhamı veya vahyi Ehl-i Sünnet rivayet etmeyecek, buna karşın kezzâb-ı bîhicâb Şia güruhu rivayet edecek ha? Daha sonra da ehlullahtan birisi bu Cevşen’i keşif yoluyla Efendimiz’den almışmış ve Cevşen bize kadar ulaşmışmış… Kimmiş bu ehlullahtan birisi?

Bu ifadelerle Şiî daîliği yapılmıştır, aynı zamanda başta muhaddisleri olmak üzere tüm Ehl-i Sünnete hakaret edilmiştir ve küfran-ı nimette bulunulmuştur. İnci, ancak duru, berrak ve temiz deryalarda bulunur. İçine atık suların aktığı, bulanık, dibi balçık gölde inci bulacaklarını vehmedenleri bekleyen son, sadece hüsrandır. İnsan, bu göle daldığı ölçüde ondaki kirlilikten payını alır.

~ tarafından aşk fedaisi Temmuz 2, 2007.

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: